Vatan ve millet sevgisiyle
dolup taşan yüce yüreklerin sahipleri, dünyada eşi benzeri olmayan delice bir
savaşın en büyük şahitleriydi. Kendilerini vatan uğruna ölüm uçurumuna
sürükleyebilecek cesaretli erler, komutanlar, analar, talebelerdi bunlar. Vatan
aşkı gözlerini kör etmişti.
Büyük bir gururla çıktılar
evlerinden. Ne arkalarına baktılar, ne de kınalı kuzusunun ardından guru dolu
gözlerle “Evladım şehit olacak.” Diyen yüce gönüllü analarına son bir kez
sarıldılar. Biliyorlardı, bu gidişin bir dönüşü olmayacağını. “Çanakkale
geçilmez!” dedirtmeye gidiyorlardı. Kumandanları Mustafa Kemal’in “Ben size
taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!” sözü ile ölmeye gidiyorlardı… Kundaktaki
yavrularının ince örtülerini mermilere sardılar, bir lokma ekmekle savaştılar,
yokluğun kasıp kavurduğu evlerindeki tüm ‘varlıklarını’ vatana hediye ettiler.
Önlerinde kumandan, ellerinde tüfek ve gönüllerindeki Fatiha ile nefessiz
kalana kadar savaştılar. En sonunda şahadet şerbetini içerlerken nur
yüzlerindeki huzurla gözlerini sonsuzluğa kapadılar.
Asıl destan onlardı! Destan,
gönülleri vatan ve millet sevgisiyle dolup taşan çılgın kahramanlardı!
Biz uğruna Çin Setleri
yapılan, “Çanakkale geçilmez!” dedirten milletiz. Biz Türk Milletiyiz,
sarsılmaz Türk Milletiyiz! “Kökleri mazide olan atiyiz.” Birbirimize düşüp,
kendimizi boğazlamak, geçmişimizi unutmak yerine, birlik olup güçlü ve dik
durmalıyız. Biz Çanakkale Kahramanlarının torunuyuz! Biz altı yüz yıl cihana hükmetmiş
sultanların torunuyuz! Geçmişimizle gurur duymalı ve kahramanlarımızı kimseye
eğilmeyen başımızla, gururla anmalıyız.
Biz bir destanın değil,
‘bin’ destanın torunuyuz!
Biz onların geleceğiyiz!
(-PİSİ BÖCEĞİ)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder