5 Haziran 2014 Perşembe

KAHRAMAN...


Vatan ve millet sevgisiyle dolup taşan yüce yüreklerin sahipleri, dünyada eşi benzeri olmayan delice bir savaşın en büyük şahitleriydi. Kendilerini vatan uğruna ölüm uçurumuna sürükleyebilecek cesaretli erler, komutanlar, analar, talebelerdi bunlar. Vatan aşkı gözlerini kör etmişti.
Büyük bir gururla çıktılar evlerinden. Ne arkalarına baktılar, ne de kınalı kuzusunun ardından guru dolu gözlerle “Evladım şehit olacak.” Diyen yüce gönüllü analarına son bir kez sarıldılar. Biliyorlardı, bu gidişin bir dönüşü olmayacağını. “Çanakkale geçilmez!” dedirtmeye gidiyorlardı. Kumandanları Mustafa Kemal’in “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!” sözü ile ölmeye gidiyorlardı… Kundaktaki yavrularının ince örtülerini mermilere sardılar, bir lokma ekmekle savaştılar, yokluğun kasıp kavurduğu evlerindeki tüm ‘varlıklarını’ vatana hediye ettiler. Önlerinde kumandan, ellerinde tüfek ve gönüllerindeki Fatiha ile nefessiz kalana kadar savaştılar. En sonunda şahadet şerbetini içerlerken nur yüzlerindeki huzurla gözlerini sonsuzluğa kapadılar.
Asıl destan onlardı! Destan, gönülleri vatan ve millet sevgisiyle dolup taşan çılgın kahramanlardı!
Biz uğruna Çin Setleri yapılan, “Çanakkale geçilmez!” dedirten milletiz. Biz Türk Milletiyiz, sarsılmaz Türk Milletiyiz! “Kökleri mazide olan atiyiz.” Birbirimize düşüp, kendimizi boğazlamak, geçmişimizi unutmak yerine, birlik olup güçlü ve dik durmalıyız. Biz Çanakkale Kahramanlarının torunuyuz! Biz altı yüz yıl cihana hükmetmiş sultanların torunuyuz! Geçmişimizle gurur duymalı ve kahramanlarımızı kimseye eğilmeyen başımızla, gururla anmalıyız.
Biz bir destanın değil, ‘bin’ destanın torunuyuz!
Biz onların geleceğiyiz!
(-PİSİ BÖCEĞİ)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder