8 Haziran 2014 Pazar

SANAT VE SANATÇI

Ben Pisi Böceği… Bu sefer kirli yapraklarımı aydınlatacak konu oldukça uçsuz bucaksız…
“Sanat ve Sanatçı”
Bu konu bana göre oldukça derin bir konu. Bu konuda ise herkesin ayrı bir görüşü olduğunu düşünüyorum.
Bundan dolayı bu metini okurken bunların benim görüşüm olduğunu unutmayıp, kendi görüşlerinizi de belirtmenizi dilerim… J
Keyifli okumalar…
Sanatın tarifi yoktur. ‘Sanat’ kelimesi sözlükteki birkaç terimle anlatılıp bitirilecek kadar basite indirgenemez, indirgenmemeli…
Sanat zordur. Sanat yüksek bir dağdır. Ulaşılamaz. Eğer birisi o dağa tırmanmayı göze alabilecek kadar cesaretliyse, bunu dener ve dağın zirvesine ulaşır. Tabii ki o dağa tırmanmak o kadar kolay değildir. Zirve, soğuk, engebeli ve zordur. Eğer dağa tırmanabilirse, gördüğü manzara her şeye değerdir.

Ve, en önemlisiyse, sanatçı olmak değil ‘sanat’ olmaktır, sanata karışmaktır. 
-pisi böceği

5 Haziran 2014 Perşembe

Küçük Bir Not :)

Ben Pisi Böceği ve Blog'um oldukça hoşuma gidiyor. İnsanın yazdıklarını düzenli bir şekilde görmesi çok hoş bir duygu...
Blog'un belli bir konu çerçevesi yok. 
Burada sadece benim yazdıklarım yayımlanacak. Kısacası burada hikaye, deneme, makale ve tek bölümlük öykülerim yer alacak. Anlayışla karşılanarak, keyifle okunmayı ve sizin de okuduğunuzdan zevk almanızı dilerim. 
Okuduğunuz için teşekkürler... :) 
-Pisi Böceği

ÇETE - BİRİNCİ BÖLÜM

Bradford ve çevresindeki şehirlerin en güçlü çetelerinden biri olan Moralles’in lideri Jensen Wilson, şehrin en yetenekli gizli ajanı Gemma Morgan’ı yeni bir iş için gizli yerleri olan şehrin dışındaki eski, terk edilmiş bir lunaparkta bekliyordu.
Gemma işinde çok başarılıydı, arkasında hiçbir kanıt bırakmadan çalışırdı ve her ihtimali düşünür onlarca yedek plan yapardı. Onun gibi başarılı bir ajanın çetesinde çalışması Jensen için çok büyük bir şanstı. Zaten şehrin en güçlü çetelerinden biri olmasının sebebi de buydu. Gemma karanlığın kızıydı ve herkes onun peşindeydi.
Gemma her zamanki gibi buluşma saatinden on dakika sonra gelmişti, bu Gemma’nın sayılı kurallarından biriydi. Bu sayede her seferinde Jensen’a onun karanlığın kızı olduğunu bir çeteye bağlı olmadığını hatırlatıyordu.
Lunaparkın girişinde siyah bir motor durdu. Gelen Gemma’ydı. Gemma motoru park ettikten sonra lunaparka girdi. Salıncakları düşmek üzere olan dönme dolabın başında Jensen onu bekliyordu.
Gemma Jensen’ dan  hoşlanmazdı. Bu yüzden işi kısa tutup, oradan ayrılmak istedi.
“Ne istiyorsun?” dedi Gemma Jensen’ın yüzüne nefretle bakarken. Moralles ile çalışması Jensen’ a olan nefretini engellemiyordu. Jensen tam bir kadın düşmanıydı ve neredeyse tüm şehrin Gemma’nın peşinde olmasından nefret ederdi ama bir yandan da ona ihtiyacı vardı zaten Gemma’nın Moralles’te çalışmasının tek sebebi paraydı. Jensen her ne kadar yarım akıllının teki olsa da para kazanmayı iyi biliyordu.
“Ortadan kaldırman gereken biri var.” Dedi aynı soğuklukla “ama bu iş sana bile fazla gelebilir adam zorlu biri.”
“Espri anlayışın sıfırın altında Jensen.” Dedi Gemma. Suratında yine kendine has ezici gülümsemesi vardı. “İsim ve adres yeterli.” Dedi.
“İsmi James Horan adresini almadım.” Dedi ve Gemma’nın gözlerini devirmesine anlamsızca baktı Jensen.
Adresi alamayacak kadar yarım akıllı olduğunu unutmamam gerekliydi.
Diye düşündü Gemma. Sinirlerinin gerildiği gözlerinin koyulaşmasından belli oluyordu. Her ne kadar kendine bir kızdan korktuğunu itiraf edemese bile korkuyla bir adım geri attı.
“Bu işi yapabileceğinden emin değilim. Ucunda ikimiz için de büyük para var ama adam çok tehlikeli. Üstesinden gelir misin bilmem.” Dedi Jensen. Gemma’nın vereceği tepkiyi merakla bekliyordu.
Sinirlenmemeye çalışan Gemma “Tehlike benim başucu kitabım Jensen.” Diyerek kendini savundu.
Jensen üstüne gitmekte kararlıydı, Gemma’yı sinirlendirmekten zevk alıyordu ama her zaman ezilen o oluyordu.
“Kendinden bu kadar emin olma Horan’ı öldürmek kolay iş değildir.” Diye atıldı Jensen.
Dönme dolabın salıncaklarından biri rüzgârın etkisiyle gıcırdayarak sallandı.
Gemma, Jensen’ı yakasından yakaladığı gibi dönme dolaba çarptı.
Gemma her zaman kusursuzdu ve öyle de olacaktı. Neredeyse tüm ülkenin efsanevi kahramanı olan Şehir Meleğini bile öldürebilmişti.
“İstersen buna seni öldürerek başlayabilirim” dedi dişlerinin arasından o sırada rüzgâr Gemma’nın kumral saçlarını savurdu. Kahverengi gözlerini birazdan yerinden fırlayabilirmiş gibi açtı.
Gemma, Jensen’ın gözündeki korkuyu görünce sırıttı.
Bu o’ydu.
Bu karanlığın kızı Gemma’ydı.

KAHRAMAN...


Vatan ve millet sevgisiyle dolup taşan yüce yüreklerin sahipleri, dünyada eşi benzeri olmayan delice bir savaşın en büyük şahitleriydi. Kendilerini vatan uğruna ölüm uçurumuna sürükleyebilecek cesaretli erler, komutanlar, analar, talebelerdi bunlar. Vatan aşkı gözlerini kör etmişti.
Büyük bir gururla çıktılar evlerinden. Ne arkalarına baktılar, ne de kınalı kuzusunun ardından guru dolu gözlerle “Evladım şehit olacak.” Diyen yüce gönüllü analarına son bir kez sarıldılar. Biliyorlardı, bu gidişin bir dönüşü olmayacağını. “Çanakkale geçilmez!” dedirtmeye gidiyorlardı. Kumandanları Mustafa Kemal’in “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!” sözü ile ölmeye gidiyorlardı… Kundaktaki yavrularının ince örtülerini mermilere sardılar, bir lokma ekmekle savaştılar, yokluğun kasıp kavurduğu evlerindeki tüm ‘varlıklarını’ vatana hediye ettiler. Önlerinde kumandan, ellerinde tüfek ve gönüllerindeki Fatiha ile nefessiz kalana kadar savaştılar. En sonunda şahadet şerbetini içerlerken nur yüzlerindeki huzurla gözlerini sonsuzluğa kapadılar.
Asıl destan onlardı! Destan, gönülleri vatan ve millet sevgisiyle dolup taşan çılgın kahramanlardı!
Biz uğruna Çin Setleri yapılan, “Çanakkale geçilmez!” dedirten milletiz. Biz Türk Milletiyiz, sarsılmaz Türk Milletiyiz! “Kökleri mazide olan atiyiz.” Birbirimize düşüp, kendimizi boğazlamak, geçmişimizi unutmak yerine, birlik olup güçlü ve dik durmalıyız. Biz Çanakkale Kahramanlarının torunuyuz! Biz altı yüz yıl cihana hükmetmiş sultanların torunuyuz! Geçmişimizle gurur duymalı ve kahramanlarımızı kimseye eğilmeyen başımızla, gururla anmalıyız.
Biz bir destanın değil, ‘bin’ destanın torunuyuz!
Biz onların geleceğiyiz!
(-PİSİ BÖCEĞİ)



3 Haziran 2014 Salı

KENDİ DÜNYANIZDA KAYBOLMAK...

Hayal edin... Çeşit çeşit ağaçların birbirine karıştığı sonu bulunmamış bir ormanın derinliklerindesiniz. Yaşlı bir çınara sırtınızı yaslamışsınız, Ferah çam kokusuyla karışmış temiz hava ciğerlerinize doluyor. Parmak uçlarınız, çınarın topraktan ayrılıp hürriyetini ilan eden köklerine değiyor. Yaşamı hissediyorsunuz, kuş cıvıltıları kulaklarınızı şenlendirirken...
Ulu bir çamın dallarından yeni uçmayı keşfetmiş yaşam dolu bir keklik fırlıyor.Kınalı keklik uçmanın verdiği hazla ağaçların arasında süzülürken , çamın gövdesinden çıkardığı huzur dolu melodiyle kendinden geçen ağaçkakanı ürküttüğünün farkında bile değil. Ürkek ağaçkakan yüksek kavak ağacına sığınıyor, ve oradaki melodik vuruşlarına devam ediyor. 
Şehir gürültüsünden uzaklaşabildiğiniz tek yer burası oluyor artık gözünüzde. Yavaşça ağlayan bulutlar ürpertiyor sizi. Etrafı ıslak toprak kokusu sarıyor. Arınmış hissediyorsunuz kendinizi. Her bir damla vücudunuza vurdukça, tüm günahlarınızdan, tüm dertlerinizden arınmış hissediyorsunuz. İç dünyanıza hapsolmuş gibisiniz. Başka insanların ve onların düşüncelerinin hiçbir önemi yok artık gözünüzde. Sadece siz, sizin düşünceleriniz ve ağaçkakanın kavağın gövdesinden çıkardığı melodik takırtı var. Gözlerinizi kapatıp derin bir nefes çekiyorsunuz ciğerlerinize. Kulaklarınıza yavrusunu çağıran bir kaç tür kuşun seslenişlerin doluyor. Önünüzdeki meşe ağacının yapraklarının rüzgarla dansını izliyor gözleriniz...
Burada her şey var gibi; sessizlik, huzur ve ümit...
Burada geçirdiğiniz her s
aniye hiç bir terapinin yapamadığı bir etki bırakıyor üzerinizde. Huzurlu, ümit dolu ve mesut hissediyorsunuz kendinizi tıpkı kendi dünyanızda kaybolmuş gibi...
-PİSİ BÖCEĞİ

PİSİ BÖCEĞİ

Ben Pisi Böceği, bu da benim kirli defterimin kirli yapraklarından biri. 
Yaşım, adım, boyum, posum... Bunların hepsi gereksiz bilgiler. Aslında bu bilgileri bende bilmiyorum ve kim olduğumu bilmediğim için size kendimi tanıtmam çok mantıksızca olacaktır. Bende kendimi, sizler gibi, bu yaprakları okudukça öğreneceğim. 
Yazdıkça, okudukça biraz daha kendimi bulacağım. 


Bu blog can sıkıntısından açılmadı. 
Bu blog para kazanmak için de açılmadı.

"BU BLOG BİR ARAYIŞ, BELKİ DE BİR YOK OLUŞ, KAYBOLUŞ...
BU BLOG BİRBİRİMİZİ TANIMAMIZI, BENLİĞİMİZİ KEŞFETMEMİZİ, KENDİMİZİ BULMAMIZI, NE OLDUĞUMUZU BİLMEMİZİ İSTİYOR... "

Sadece, derin bir nefes al ve okumaya devam et... :) 
-PİSİ BÖCEĞİ